Kıyamet Gerçekliği Külliyatı Tüm Kitap Marketlerde

KIYAMET GERÇEKLİĞİ Nedir?

KIYÂMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYÂTI NEDİR?


KIYÂMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYÂTI NEDİR?

 

    

Kıyâmet Gerçekliği Külliyâtı, âhir zaman yakın gelişecek önemli Kıyamet Alametlerini ve KUR’ÂN, HADİS, İNCİL ve KUTSAL KİTAP gibi dini kaynaklardaki bu konu ile ilgili yorumları ve te’villeri sırr-ı vahyin ve Kur’ân’ın feyziyle açıklamaya ve aydınlatmaya yönelik pozitif bilim dallarına (MATEMATİK, FİZİK, KİMYA, BİYOLOJİ, ASTRONOMİ, EDEBİYAT, TARİH, COĞRAFYA, ARKEOLOJİ, FELSEFE, EKONOMİ, SOSYOLOJİ GİBİ V.B.) yönelik oluşturulan bir eserler bütünüdür. Kıyamet Gerçekliği’nin asıl fonksiyonu ise, İMÂN-I TAHKİKÎ’yi elde etmek ve İLMELYAKÎN’den HAKKALYAKÎN’e çevirmektir. Kıyâmet Gerçekliği Külliyâtı, aynı zamanda geçmiş zamanda meydana gelmiş ve gelecekte gelişecek olan önemli dinî olayların ve pozitif bilim dallarının bu yöndeki önemli ve özet bilgisini içeren sonuçlarını, kullandığı üç aşamalı İSBAT, DELİL ve BÜRHAN Metodolojisiyle şimdiki zamanda ve elimizde hazır bir bilgi birikimi gibi gösteren, MANEVÎ BİR ZAMAN MAKİNASI’dır.

Kıyamet sürecindeki, Bilim ve İnsanlık tarihindeki önemli ve kritik olayları ve teorileri detaylarına ve derinliğine inerek, gerçekliğini ispat ve ilân eden, aynı zamanda o konuyu destekleyen grafiklerle görsel olarak ortaya koyan MANEVÎ BİR TEFSİR’dir. 1186 sayfadan oluşan Eski Antlaşma (TEVRAT) ve 436 sayfadan oluşan Yeni Antlaşma (İNCİL)’den oluşan KUTSAL KİTAP ile 600 Sayfadan oluşan KUR’ÂN’ın toplam sayfa sayısı 2222’dir ve bu özellikleriyle ÜÇ SEMAVÎ KİTAP, KIYAMET’e işaret eder ve İCMÂLLİ (ÖZET OLARAK) bir şekilde açıklar. Ayrıca Kur’ân’ın yaklaşık ÜÇ’te birlik bir bölümünü oluşturan 2222 âyeti de yine benzer şekilde KIYAMET ve HAŞİR meselesinden detaylı bir şekilde bahseder. Benzer şekilde, KIYAMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYÂTI da 2222 sayfadan oluşan toplam ÜÇ eserden meydana gelmiş olup, bu özelliğiyle KIYAMET’i yani DÜNYA’nın SONU’nu TAFSİLLİ (AYRINTILI OLARAK) bir şekilde ilân ve isbât eder. Dolayısıyla Kıyamet Gerçekliği Külliyatı, Kur’ân’ın âyet sayısı olan 6666’nın ALTI mertebesinden birisini içeren ve KIYAMET’i ilân ve isbât eden 1111 âyetini; yine Kur’ân’ın ÜÇ mertebesinden birisine işaret eden 2222 sayfadan MÜTEKAMİL (OLUŞAN) ilmî bir eserle tefsir ederek, aşağıda değineceğimiz ÜÇ önemli meseleye ilmî ve gerçekçi bir çözüm getirmeye çalışır. Kur’ân’daki ve diğer İslâmî kaynaklardaki âhir zamana yönelik konuları, bu ÜÇ önemli mesele ekseninde, her bir konuyu ait olduğu pozitif bilim dalına göre ispat ve izah eden, açıklayan ilmî bir eserdir.

Kıyamet Gerçekliği Külliyatı’nın asıl hedefi ise, tarihte ortaya atılmış olan en büyük inkarcı fikir sistemlerinin ortaya attığı fikirlerin geçersizliğini kendine özgü bu ilmî metodlarla izah ve isbât etmektir. Bu sebeple, insanlık tarihinde karşılaşılmış olan en temel dini problemlerin ortaya koyduğu önemli meselelere aklî ve ilmî delillerle çözüm getirmeye çalışır. Buna göre, Kıyamet Gerçekliği Külliyatı tüm tarih boyunca insanlığın kafasını meşgul etmiş olan ve aynı zamanda birçok insanın Şeytan’ın da vesvesesiyle CEHENNEM’e gitmesine sebep olan ve insanların büyük bir kısmını tereddüde düşüren FELSEFÎ meseleleri şu ÜÇ önemli mesele üzerinde ODAKLAR ve bunlara çözüm getirmeye çalışır:

BİRİNCİSİ; EVREN EZELDEN (SONSUZ ÖNCESİNDEN) beri mi vardır yoksa sonradan bir BAŞLANGIÇ noktasından mı yaratılmıştır? Eğer tüm Kainat bilinçli bir yaratıcı tarafından yaratılmışsa bunları meydana getiren KEVNÎ (ASTRONOMİK ve KOZMOLOJİK) KANUNLAR nelerdir ve maddeyi ve onu oluşturan yapıtaşlarını nasıl meydana getirmişlerdir?

İKİNCİSİ; EVREN bu şekilde EBEDİYETE (SONSUZ SONRASINA) kadar devam edecek midir yoksa bir SONU var mıdır? Eğer tüm Kainatın bir sonu varsa bu son demek olan KIYAMET ne zaman ve nasıl gelecektir?

ÜÇÜNCÜSÜ; HZ. İSA, HRİSTİYAN DÜNYASI’nın iddia ettiği gibi ALLAH’ın Oğlu mudur değil midir? Allah tüm Kainatın idare edicisi, kanun koyucusu ve yaratıcısı olduğu halde nasıl bir ÇOCUK edinebilir? Bu konuya ilişkin İNCİL’de sunulan iddialar tarihsel gerçekliklere ne kadar uygundur ve tüm insanlık tarihi içerisinde Allah’ın isterse bir insanı babasız da yaratabileceğini gösteren HZ. ÂDEM’in yaratılışıyla çelişmekte olan bir durum var mıdır? Tüm bu soruların detaylı cevaplarına ilişkin gerçekçi yorumlar getirilemeyişi ve özellikle yaşadığımız bu asırda, tasavvufdaki dört büyük makamdan oluşan Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Ma’rifet’ten ikincisi olan Tarikat’ın, bu soruların cevaplarını bulmakta yetersiz kalması, zamanımızda pek çok kez suistimal edilen Tarikat devrinin bittiğini ve İmanı Kurtarmak davasının her zamankinden daha çok gerekli olduğu bir döneme doğru girdiğimizi göstermektedir. Dolayısıyla “Ya davayı kazanmak veya kaybetmek!” meselesi çağımızda yaşayan her insanın başına açılmış olan en dehşetli imtihan meselesi olup, insanlığın en önemli davasıdır. İşte bu noktada insanlara o müthiş davayı kaybettiren mesele, ibadetleri dört dörtlük yapıp yapmamak veya fıkıh kurallarını en ince detaylarına kadar uygulamak meselesi değildir. Elbette bunlar da önemlidir, fakat yaşadığımız bu asırda yukarıda birkaç örneğini verdiğimiz şeklinde insan zihnine gelen çeldirici sorular, bazen bu en önemli davayı kaybettirmekte ve insanların inkara sapmasına neden olmaktadır. Şimdi bir düşünün, davasını kaybetmiş bir insana hangi Ameli ve İbadeti bir kazanç sağlayabilir ki? Gece gündüz ibadet etse bunun bir kıymeti ve faydası olur mu? Dolayısıyla bu yüzden, yani yukarıda EN önemlilerinden ÜÇ tanesini verdiğimiz ve genellikle FELSEFE’den kaynaklanan türden sorulara gerçekçi bir çözüm getirilemeyişi yüzünden, İmân-ı Tahkikî sıralamasında tarikatın en son plana alınması yaşadığımız bu çağ içerisinde bir derece mecburî hale gelmektedir. Böyle bir durumun içinde bulunuyor olmamız da yaşadığımız bu ÇAĞ’a İÇKİN ve İLİŞKİN ilahî imtihanın bir özelliğidir ve ister istemez her insan bu meseleler karşısında tedbirli davranmalı ve bir nevî “Boşver!” veya “Bunlardan bana ne!” gibi bir tavır takınmamalı, Kur’ân’ın bize yol gösteren ilmî metodlarına sıkı sıkıya yapışmalıyız. İşte ancak bu yolla kurtulabilir ve SIRAT-I MÜSTAKİM’e ulaşabiliriz. Aksi takdirde davayı kaybetmemiz işten bile değildir ki, ÜSTAD’ın (BEDİÜZZAMAN) da belirttiği gibi bir ehl-i tahkikin müşahedesiyle her vefat eden kırk kişiden yalnız birinin kurtulup, otuz dokuzunun CEHENNEM’e gitmesi bu davayı ispatlayacak olan yeterli bir kanıttır. Dolayısıyla aklımızı başımıza almamız ve Kur’ân’daki dehşet-engiz uyarıları gözardı etmememiz mutlaka gereklidir. İşte Kıyamet Gerçekliği Külliyâtının ilk eseri olan KIYAMET GERÇEKLİĞİ, geriye kalan tasavvufî yollar içerisinde en önemlileri olan HAKİKAT’e bakarken, aynı zamanda KIYAMET’in geleceğini kuvvetli delil ve bürhanlarla ispatlamakta, Kıyamet sürecine ilişkin CİFİR Hesabına dayalı Kronolojik bir tablo ortaya koyarak Kıyametin kesin olarak gelip gelmeyeceği şeklindeki sorulara son noktayı koymakta; BİRLEŞİK ALAN TEORİSİ MA’RİFET’e bakarken, Evrenin Allah tarafından ve bir başlangıç noktasından sonradan yaratıldığını ve bu yaratılışın tesadüfî olmadığını ve çok ince detaylarına kadar mükemmel bir şekilde hesaplanmış bilinçli bir ilahî PROGRAM’a ve HİKMET’e göre yaratıldığını ortaya koyarak Evrenin mutlaka bir başlangıç noktası olması gerektiğini MATEMATİK, FİZİK VE KOZMOLOJİK delillerle ortaya koymaktadır; İSEVÎLİK İŞARETLERİ ise, ŞERİAT’a bakarak, HZ. İSA’nın bir mu’cize ve insanlara bir işaret olmak üzere ALLAH tarafından BABASIZ yaratılmış ve İSRAİLOĞULLARI’na gönderilmiş bir ELÇİ olduğunu ve KIYAMET’e yakın bir zamanda mutlaka İKİNCİ KEZ geleceğini ve EHL-İ KİTAB’ı Hak Din çerçevesinde BİRLEŞTİRECEĞİNİ, TARİHÎ ve KUTSAL KİTAP verileriyle KUR’ÂN’dan yararlanarak ilân ve isbât ederek; aynı zamanda bu soruların zamanımızdaki İmân-ı Tahkikî açısından önem sırasına işaret etmektedir. Dolayısıyla, İmân-ı Tahkikî açısından içinde yaşadığımız bu asırda, olayların akışına göre meselelerin doğru yorumlanması anlamına gelen Hakikat ve Kainatın yaratıcısının koymuş olduğu İlâhî Hikmet’i kendi kanunlarını içeren kurallar bütününde incelemek anlamına gelen Ma’rifet, bir derece ön plana çıkmaktadır. Yaratıcının koymuş olduğu kurallar bütününü, İlâhî Yasalar çerçevesinde uygulamak anlamına gelen Şeriat’ı tam olarak uygulamak ise, ancak bu iki yolda ilerledikten sonra mümkün olabilmektedir.

YAŞADIĞIMIZ ASRIN EN BÜYÜK İMAN HAKİKATLERİ VE İMTİHAN SIRRI NEDİR, İMAN-I TAHKİKİ HANGİ KUTUPLARA BAKMAKTADIR?

             

Basit bir tanımlamayla KLASİK GERÇEKLİK düşüncesi, umumi fikirleri gerçekte olduğu gibi yansıtmaya çalışan; nefsül emre uygun düşünen ve birer hakikat sayan bir felsefi görüş sistemidir. Hadiseleri olduğu gibi gösterme gayesi güden sanat çığırı ve fikridir. KIYÂMET GERÇEKLİĞİ düşünce sisteminin amacı ise, çeşitli türde yayın ve fikirlerle Âhiret fikrinin zihinlerde inkişaf ettirilmesi; yeniden dirilme, ölüm ve ölüm ötesindeki yaşamla ilgili düşüncelere yeni bir bakış açısı getirerek tahkiki bir iman kazandıracak şekilde Kur-ân ve diğer bazı İslâmi kaynaklardaki ahir zamanla ilgili gerçeklikleri içinde bulunduğumuz zamanın ihtiyaçlarına göre yorumlamaktır. Bu doğrultuda, içinde bulunduğumuz zaman diliminin çoğu ehl-i tahkik tarafından zamanın son devresi ve kıyamet öncesi ahir zaman olarak nitelendirilmesi sebebiyle öncelikle Kur-ân’ı Kerim’deki ahir zamanla ilgili bölümler (Özellikle Kur-ân’ın Kıyamet'e bakan son 30-40 suresi) ve Risâle-i Nur Külliyatındaki günümüze bakan bazı risaleler ve iman hakikatleri açıklanmaya çalışılır. Dolayısıyla Kıyâmet Gerçekliği eserlerinin hedefi; Kur’an, hadis ve diğer ilmî eserlere başvurarak öncelikle kıyamet alametlerini açıklamaya çalışarak tahkiki imanın zihinlerde inkişaf ettirilmesidir. Eski zamanlarda iman ile inkar arasındaki ince çizgi oldukça keskindi. Fakat günümüzde bu çizgiler iyice iç içe geçmiş durumda ve inkarın mahiyeti de şekil değiştirmiştir. İşte bu sebepten dolayı inkarın mahiyeti ve teorik altyapısı iyi analiz edilmezse ve günümüzdeki şekli iyi yorumlanmazsa bunun zıttı olan doğru bir imana ulaşmak da bir hayli zorlaşacaktır.

 

KIYAMETİN İLAN EDİLMESİ, VARLIĞIN SONU, ÖLÜMÜ DEĞİL; HAKİKATİN BAŞLANGICI, DİRİLİŞİDİR  

Bundan 100-150 sene önce imansızlık ve inkar dalgaları ve teorileri büyük fikirler halinde hazırlanıp diktatör bir lider tarafından kitlelere empoze ediliyordu. Dolayısıyla 19. ve 20. yüzyılın insanı bu iki uçtan birinde yer alır, fikir ve davranışları bu yönde olurdu. Halbuki 21. yüzyılda durum oldukça farklılaşmıştır. İnkar sistemleri ve teorileri öyle dallanıp budaklaşmıştır ki adeta imanla inkar iç içe girmiş bir vaziyet almıştır. Sıradan bir insanın bunu analiz edip araştırması ve doğru sonucu ayıklayıp su yüzüne çıkarması seneler alabilir. Hatta bu durum şu anda öyle bir duruma gelmiştir ki adeta şeytan her sene yeni bir teorik fikir üreterek bir sene öncesinden bunun altyapısını oluşturmaktadır. Yaşadığımız günlük hayattan ve teknolojinin akışından bunu fark edebilirsiniz. Bu hızlı değişimin arka planındaki oluşumun analiz edilerek bir antitez (panzehirinin) üretilmesi tahkiki iman açısından önem taşımaktadır. Özellikle bu, oldukça teorik ve anlaşılması güç birtakım projelerden oluşuyorsa bunun panzehirinin üretilmesi ise çok daha fazla bir araştırma ve bilgi gerektirecektir. İşte bu da ancak tahkiki iman’ın elde edilmesiyle mümkündür.

Bilindiği gibi İmanın üç mertebesi vardır, bunlar zayıftan kuvvetliye doğru:

1- İlmelyakîn

2- Aynelyakîn

3- Hakkalyakîn

Şeklinde sıralanan bu iman mertebelerinin en yükseği olan Hakkalyakîn mertebesine ulaştıran iki yol vardır:

BİRİNCİ YOL: İman-ı tahkiki ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i keşf ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: “Sekerât vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.” Bu nevî iman-ı tahkiki ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor. Bu iman; İman-ı tahkikinin vüsûlüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşf ve şuhûd ile hakikata yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdidir.

İKİNCİ YOL: İman-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle, bürhanî ve Kur-anî bir tarzda akıl ve kalbin imtizaciyle hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakîn ile hakaik-ı imaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol Risâle-i Nur eserlerinin temelini oluşturmaktadır.

Fakat biz, Kıyâmet Gerçekliği eserlerinde bu iki yolu birden kullanarak İman-ı tahkikiyi elde etmeye çalışacağız. İkinci yolu kullanırken Risâle-i Nur, hakaik-ı imaniyeye muhalif olan yolların muhal ve gayr-ı mümkün olduğunu ispata gitmektedir. Biz bunun yerine yine iman-ı bilgayb (Gayb’a (Gelecek) iman) cihetinden yaklaşarak Kıyamet, Haşir ve âhiretle ilgili âhir zamana yakın gelişecek önemli olayları ve ilmî sonuçları, sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve kuranî bir tarzda akıl ve kalbi ikna ettirerek hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ve zaruret ve bedâhet derecesindeki bir açıklıkta keşf ve şuhûd ile gözler önüne sererek meydana getirilen bir ilmelyakîn ile hakaik-ı imaniyeyi ve Kur-âniyeyi tasdik etmektir. Buna bir örnek verecek olursak, Kıyametin bir alâmeti sayılan “Güneşin batıdan doğması” ile birlikte tevbe ve iman kapısının kapanmasının sebebi sırr-ı teklifin bozulması ile kâfir ve müminin tasdikte eşit olmasıdır. Yani imtihanın bedâhet derecesine gelerek özelliğini kaybetmesidir. İkinci bir örnek de şöyledir ki, “Gökyüzündeki bulutların hareketini” seyreden taklidî iman sahibi bir mümin bunun sebeb-i zâhirisinin bulutları hareket ettiren rüzgar yada hava basıncı olduğunu düşünür. Fakat hareketin sebeb-i hakikisinin, ilâhi kanun dairesinde gerçekleşen bir âdetullah olduğunu birisi ona hakkalyakîn derecesinde isbât etse, rüzgar ve hava basıncının birer yardımcı kuvvet ve sebep olduğunu bilir ve hakikî müessirin kendisini görür. Birinci örnek, İmân-ı Tahkikînin Batınî kutbuna bakarken; ikinci örnek ise, Zahirî kutbuna bakar. Dolayısıyla bu neviden hadiselerin; ilmelyakînderecesindeki bir müminin zihninde ve hayalinde, hakkalyakîn derecesinde bir bedâhet (açıklık) ile gösterilmesi; hakkalyakîn derecesinde bir iman-ı kâmil kazanmasına vesile olabilir. Bizim buradaki amacımız Tahkikî İmânı elde etmek olduğu için, bu iki yolun birleşimi takip edeceğimiz eserlerin esas hammaddesini ve içeriğini oluşturacaktır.

Bu doğrultuda oluşturulan tahkiki iman dersleri üç nevidir:

1- MAKALELER: Kıyamet alametlerini geniş bir bakış açısıyla açıklamaya ve aydınlatmaya çalışan ilmî yazılar, araştırmalar.

2- ANEKDOTLAR: İman hakikatlerini basite indirgeyerek anlatmaya çalışan Biyografi tarzında yazılmış kısa hikayeler.

3- GRAFİKLER: İman hakikatlerini görsel olarak anlatmaya çalışan çeşitli ilmî yazılarla desteklenmiş minyatürleştirilmiş grafiksel resimler.

Oluşturulan bu eserler sadece dinî ilimleri içermez. Fizik, Kimya, matematik, Astronomi, Edebiyat ve Tarih gibi diğer bilim dallarındaki bilgilerin araştırılarak elde edilmiş önemli sonuçlarını da içerecek şekildedir. Ayrıca disiplinler arası bilgi alışverişi sonucu (Örneğin, Fizik-Matematik ya da Astronomi-Geometri gibi v.b.) sayesinde sınırlı bir bakış açısı ile yetinilmeyip, temel bilimlerin birbirinin içine dahil olan (mütedâhil) bölümlerinin de su yüzüne çıkarılması sağlanmaktadır. Bunun amacı ise Kur-ân’daki metodolojinin izlenmesi ve aklî ve dinî ilimlerde bir bütünlüğün sağlanmasıdır. Ayrıca eserlerde ele alınan konular, 2000’li yılların başlarından itibaren başlayan bir kronolojik tarih sırasını takip etmektedir. Özellikle makaleler ve grafikler, bu türden bir anlatıma ve cifirsel kronolojiye sahiptir. Tabi yine de buradaki esas amaç, salt gerçeklik olgusunu (birtakım saplantılara bağlı kalmadan) araştırmaktır. Fakat burada şu da ifade edilmelidir ki, bulunan sonuçların kesin olarak doğru ve gerçeğin ta kendisi olduğunu söylemek hata olur. Çünkü malumdur ki her şeyin en doğrusunu Allah (C.C.) bilir. Bize düşen ise, gerçeği araştırmak ve buna ait kuvvetli bürhan ve deliller getirebilmektir. Zaten Kur-ân’ı mübînin metodu da budur. Bunun için der: “düşünmüyor musunuz, akıl etmiyor musunuz?şeklinde araştırmaya ve ilme teşvik eder.

 

KIYÂMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYÂTI’NIN YÖNTEMİ NEDİR?

Kıyâmet Gerçekliği Eserlerinin tümünde kullanılan genel yöntem, İspat (Teorik kanıt), Delil (Karşılaştırmalı sonuç) ve Bürhan’lara (Grafiksel işaret veya gösterge) dayalı bir TEZ olarak ortaya konan meseleyi, teorik ve bilimsel kanıtlarla ispatlayarak, elde edilen ilmî sonuçlar veya hikaye tarzında anlatılan ANEKDOTLAR şeklinde benzetmelerin de yardımıyla, konunun ÂHİR ZAMANA ve KIYAMETE bakan yönünü keşfederek ve bütün bu elde edilen verileri görsel malzemelerle (Resimler, Grafikler ve Haritalar gibi v.b.) destekleyerek çözümleyen ve en sonunda meselenin tam anlaşılması için; Ahiret hayatına bakan (ÖLÜM, KIYAMET, HAŞİR, CENNET, CEHENNEM) gibi çok büyük ve anlaşılması güç meseleleri hikaye tarzında anlatılan Anekdotlar şeklinde sembolik bir anlatımla ve Benzetmelerin de yardımını kullanarak meselenin gerçekliğini gözler önüne sermek şeklindedir. Kıyâmet Gerçekliği Eserlerinde ispatlanmaya çalışılan, esas anlatılmak istenen ve hedeflenen konular, işte bu BÂKİ hakikatları basit bir halk diliyle genel olarak anlatan temsilî hikayelerdir. Bu Anekdot şeklinde yazılan hikayeler, asıl anlatılmak istenen dinî meselelerin özünü ve esas içeriğini oluşturur ve Ahiret hayatına ilişkin manzaraları, insan aklına yaklaştırdığı için oldukça derin (GAYBÎ) bir içeriği vardır. Basit gibi görünmelerine karşın, bu yazılar Kur’ân’ın SEMBOLİK anlatım dilini kullanmaktadır ve İ’CAZ içerirler. Dolayısıyla Kıyâmet Gerçekliği Eserlerinde esas anlatılmak istenen mesele ve birçok Teorik ve Görsel malzemeyle desteklenen ilmî araştırma sonuçları, bu Bâki Hakikatların gerçekliğini ispatlamaya yöneliktir. Kıyâmet Gerçekliği Külliyâtı’nı meydana getiren eserlerin, oluşturulma şekline gelince; bu eserlerin ilki olan ve başlangıç ve mukaddimesini oluşturan Kıyâmet Gerçekliği Kitabı’nın giriş kısmında da bahsedildiği gibi, eserlerin tümünde mesele önce bir makale gibi ele alınarak konuya ilişkin ilmî araştırma sonuçları elde edilir. Daha sonra, bu ilmî araştırma sonuçları yukarıda bahsedilen, kısa ve basit hikaye türü olarak adlandırdığımız, Anekdotlar şeklinde ifade edilerek, konunun önemli sonuçları ve âhiret hayatını ilgilendiren önemli yönleri benzetmeler ve modellemeler yardımıyla günlük hayattaki somut nesneler ve sembolik bir anlatım kullanılarak somutlaştırılır ve basite indirgenerek geniş bir okuyucu kitlesi tarafından anlaşılması sağlanır. Son olarak da, yine yukarıda bahsedildiği gibi görsel malzemeler (Haritalar, Resimler, Grafikler, 2 ve 3-Boyutlu Çizimler ve Tablolar gibi v.s.) yardımıyla önemli ipuçları göz önüne konur.

1- İlmelyakîn

2- Aynelyakîn

3- Hakkalyakîn

Şeklinde sıralanan ve İmân-ı Tahkikî’nin Zahirî ve Batınî Kutuplarının her ikisine birden bakan bu yöntemler:

1- Makaleler: Konunun kuvvetli İspat ve Delillerini içeren, İman hakikatlerini geniş bir bakış açısıyla açıklamaya ve aydınlatmaya çalışan ilmî yazılar, araştırmalar ve sonuçlar.

2- Anekdotlar: Konunun asıl anlatmak istediği kuvvetli Hüccetleri içeren, Benzetmeler ve Sembollerle İman hakikatlerini basite indirgeyerek halk diliyle anlatmaya çalışan kısa hikayeler.

3- Grafikler: Konunun asıl göstermek istediği kuvvetli Bürhanları içeren, İman hakikatlerini görsel olarak anlatmaya çalışan Resimler, Grafikler ve Tablolar.

Genel olarak kullanılan Metodolojik yöntem yukarıdaki gibi olmakla birlikte, bazı eserlerde, örneğin 5-Boyutlu Relativite & Birleşik Alan Teorisi Kitabında bahsedilen Tünel-Berzah Mekanizmasının makale kısmını oluşturan boyutu “Karadeliklerin teorik incelenmesi” olarak karşımıza çıkarken; Anekdot kısmı, fiziksel bir örnekle açıklanan “Ahirete açılan gök kapıları ve Ruhların mekanı” şeklinde yorumlanırken; Grafik kısmı ise, “Lavabodan akmakta olan su ve Kütleçekim etkisi” olarak tanımlanan bir resimle karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Kıyamet Gerçekliği’ndeki her eser; ikili bir Dualiteye sahip olan ve bir çift Bilim Dalındaki en önemli ilmî sonuçları, Kıyamet sürecine göre Apokaliptik bir yazın tarzıyla yorumlayarak ifade eden; bir yapıya da sahiptir. Dolayısıyla meselelerin derinliğine ve ilmî boyutuna göre, farklı anlatım yöntemlerinde farklı ifade biçimleri kullanılabilmektedir. Fakat böyle bir kullanım, yukarıda sıraladığımız üç aşamalı kuvvetli İsbat, Delil, Bürhan ve Hüccetlerden oluşan yöntemi değiştirmeyecektir.

 

KIYÂMET GERÇEKLİĞİ, NEDEN BU YÖNTEMİ KULLANIR?

Bu durumu şöyle bir karşılaştırma yaparak da daha iyi anlayabiliriz. Örneğin, Rilâle-i Nûr Külliyâtının çoğu eseri, Kıyamet Gerçekliği’nde ikinci yöntem olarak kullanılan Anekdotlar şeklinde, yani derin imanî hakikatleri basite indirgeyerek anlatmaya çalışan kısa ve öz hikayeler ve benzetme yöntemini kullanarak oluşturulmuş İ’caz içeren (Az kelimeyle çok şey anlatma sanatı) edebî yazılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstad Saîd Nûrsî, bu yöntemi uzun seneler içinde oluşturmuştu ve büyük bir kelime haznesini hafızasında tutmasıyla bu yöntemi ustaca kullanabiliyordu. Üstâd’ın yazmış olduğu Risâle-i Nûr eserlerinin ilk örneklerine, özellikle Sözler isimli Kitaptaki temsilî hikâyeciklere bakarsak bunu daha iyi görebiliriz. Fakat günümüzdeki modern teknolojinin sunduğu olanakların gelişmesi, Bilimsel ve Akademik dünyadaki yayınlarda büyük ve geniş hakikatlerin anlatılmasında kullanılan ifade yönteminin teorikleşmesi ve görsel malzemelerin eskiye oranla daha çok kullanılması ve ayrıca insanların çok geniş bir hafızaya sahip olmamasından dolayı çok fazla kelimeyi aklında tutamaları, derin imanî meselelerin ve ilmî hakikatlerin anlatılmasında sadece anekdot yönteminin kullanılmasının yeterli olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla teorik meseleleri halledebilecek olan ve dikkatli bir ilmî araştırmayı gerektiren makale şeklinde yazılmış edebî eserlerin gerekliliği elzemdir.

Bununla birlikte, eğer konu yeterli görsel malzemeyle desteklenmezse akıllarda o konu ile ilgili bir resim oluşturulamaz ve bir fikir birliği sağlanamaz. Özellikle günümüzdeki şartlarda, birçok konunun görsel olarak ifade edildiği bir ortamda bu yöntemi kullanmamak, arası okumayla iyi olmayan birçok kişiyi konunun dışında bırakacaktır ve bu da genele hitap eden edebî bir eser tarzını oluşturamayacaktır. Dolayısıyla, genel olarak değerlendirilmek ve açıklanmak istenen bir mesele (DİNÎ OLSUN veya OLMASIN) en iyi bir biçimde anlatılmak isteniyorsa bu üç aşamalı yöntemin kullanılması günümüzde kaçınılmaz olmaktadır.

KIYAMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYATI NASIL BİR TEFSİRDİR?

Kıyamet Gerçekliği Külliyatı, yazılmaya yaklaşık 4 yıldır başlanan ve şimdilik 6 ciltten ve yaklaşık 130 (129) parçadan oluşan Tahkiki imana yönelik yazılan bir eserler bütünüdür. Bu yönüyle, Risale-i Nur ile bazı benzerlikleri bulunur. Örneğin, Risale-i nurun ilk eserleri olan İşaratu’l İ’caz ile Mesnevi-i Nuriye eserleri, İşaratu’l İseviyye ve Mesneviye-i Uhreviyye ile içerik ve isim bakımından bazı benzerlikler taşır. Fakat bu benzerlik mülellifin kendi tercihi ilen belirlenmemiş olup, eserin yazılması sırasında sonradan fark edilmiş 100 sene farkla gerçekleşen bir tevafuk ve benzerliktir. Buna bir diğer örnek de Tabiat risalesi ve Yaratılış gerçekliği arasındaki büyük benzerliklerdir. Bununla birlikte, tüm bu eserler bütünü, Felsefe ve Fen bilimleri kaynaklı inkarcı fikirlerin gerçek temeline inerek, İman-ı tahkiki ile Haşir, Kıyametin gelmesi ve Cennet ve Cehennem’in varlığının isbatı gibi gaybi konulara yönelik hazırlanmıştır. Oysa bu yönüyle de, Risale-i Nur'dan felsefi çizgide ayrılarak Kıyamet meselesinin isbatına yönelir. Böyleyken, risale-i nur bir önceki asırda yalnız Haşir, yani yeniden diriliş konusunun isbatına daha çok odaklanmaktadır ki, üstadın pek çok risalesi, felsefeden kaynaklanan inkarcı akımların çoğu biyoloji kökenli bazı inkarcı bu çeşit teorilerden kaynaklandığı için daha çok bu mesele üzerinde odaklanmaktadır. İşte, Kıyamet Gerçekliği Külliyatı ise, benzer akımların içinde bulunduğumuz asırda yön değiştirdiğini ve esas isbat edilmesi gereken öncelikli iman meselesinin Kıyametin gelmesi, yani dünyanın ve kainatın mutlak bir sonu olması gerektiğinin kur'an'a dayalı felsefi ve pozitif bilimler kaynaklı isbatına yönelik olduğunu ortaya koyar. Dolayısıyla, asrımızdaki pozitif bilimlerin incelmiş noktaları şu meselenin isbatına yöneldiği ehl-i tahkik tarafından ve tüm üviversitelerin akademik branşları tarafından da tasdik edilmiştir ki, çağımızdaki en önemli kuran işaretleri ve delilleri pozitif bilimlerin bu meseleye yönelik isbatlarına bakmaktadır. Oysa, bu zamanda ortaya çıkmaya başlayan yeni bir inkarcı akım ise, çoklu evren modelini ortaya atan alternatif teoriler ve özellikle şans ve tesadüflere dayalı pek çok evren oluşabileceğini ve bu şekilde kainatın bir sonu olmadığını isbatlamaya çalışan KAOS TEORİSİ, şeytani ve deccali sistemin inkarcı felsefesinin ta ESKİ MISIR kaynaklı bir versiyonunun günümüze YENİ DİNDIŞI (SEKÜLER) DÜNYA DÜZENİ VE YENİ EVREN VE İNSAN FELSEFESİ adı altında ortaya sürerek ve yeniden tarihin derinliklerinden ortaya çıkarak kitleleri aldatmakta ve milyonlarca insanı CEHENNEM'e sürüklemektedir ki, zamanımızdaki inkarcı akımlarının kaynağının kaos teorisi olduğunu ve geçersizliğini ilk kez isbatlamaya başlayan da yine akademik yıllarında müellif olmuş ve ilk kez bu akımın geçersizliğinin isbatlanması gerektiğinin farkına vararak, çalışmalarını başlatmış ve ehl-i tahkik olmayanlarca farkedilmeyen bu durumu sadece KIYAMET GERÇEKLİĞİ KÜLLİYATI 2006 yılından beri MÜCADELEYE ve GEÇERSİZLİĞİNİ İSBATLAMAYA girişmiş ve şu inkarcı akımı kendi metodları ile çürütmek üzere İMAN-I TAHKİKİ'ye yönelik yazılmaya başlanmıştır ve bu yönüyle asrımıza uygun şekilde gerekli kuran ayetlerini yeniden ele alıp yorumlayarak tefsir etmeye çalışmıştır.

Halbuki, önceki asırlara baktığımızda sadece Kur'an'ın ilgili zamana bakan müteşabih veya muhkem ayetlerinin tefsir edildiği görülmüştür. Peki, Kıyamet Gerçekliği'nde ele alınan iman meseleleri açıklanırken neden ilave olarak doğu ve batı kaynakları ve aynı zamanda Kur'an'ın yanında İncil'deki kıyamete bakan ayetlerinde açıklanması gereği duyulmuştur? Buna cevap şöyle ki: Önceki asırlardaki tefsirler veya müfessirlerin iman hakikatlerini ve ilmi meselelerini açıklamadaki yöntem ve ilmi usuller ile kelam ilminin bu konuya bakan yönleri sadece Kur'anı esas almakla yeterli oluyordu, halbuki zamanımızda ise iman hakikatlerinin açıklanması ekseriya kıyamete bakan tüm kaynakların zülcenaheyn (yani iki kutuplu olarak) taranmasını, tahkik edilmesini ve onların da kur'an ekseninde derinlikli bir yorumunu ve tefsirini gerektirdiğinden ve derin çetrefilli kıyamete bakan ilmi isbat meselelerinin bu iki yöntemi de içerisine almasını elzem kılmasından dolayı bu ilmi usul kullanılmıştır. Dolayısıyla, Kıyamet Gerçekliği önceki asırlara göre farklı bir tefsir olup, daha geniş çaplı ve bu yönde "Zülcenaheyn", yani Kelam ilmi yönünden hem pozitif bilimlerin kıyamete bakan yönlerini içerisine alıp tefsir ederken; hem de gaybi ve cifri ilimlerin kaynağı olan kutsal kitaplardan, yani Kur'an ve İncil'in her ikisinden de yararlanarak bir bütün oluşturur.

İşte, Kıyamet Gerçekliği'nin her bir parça eseri şu en önemli felsefi meselenin günümüze bakan yönlerinin isbatına girişmek üzere, kurana ait hakaiki uygun bir akademik üslupla keşfederek yine uygun bir ilmi üslup ve akademik birer cevap niteliğinde her yıl birer çift ilim dalının lisan-ı haliyle parça parça (tenzilen) halinde belirli bir kalıp içerisinde yazılmaktadır ki, içerdiğini oluşturan her parça diğerleri ile bağlantılıdır ve bazı önemli parçaları diğerlerinin içerisinde de yer yer tekrar eder. Kıyamet Gerçekliği’ni oluşturan bu her bir parça eser, bu önemli dini meseleler çerçevesinde ele alınmış küçük bir kitapçık hükmündeki hulasa özet bilgi paketçikleri şeklinde hazırlanmıştır. Konuları çok fazla dağıtmadan doğrudan Kıyamet’in gelmesine odaklı olarak isbat ve izah etmiştir. Çünkü, müellif yaşadığımız asırdaki en önemli ilmi meselenin Kıyamet’in isbatı olduğunu ve İman-ı tahkiki’nin her iki kutbunun da bu asırda bu konuya odaklandığını fikren kabul etmiş ve hayatı boyunca buna göre ilmi mücadelesine devam etmiştir ki, elde ettiği ve sonradan eline geçen ilmi bulgular ve dünyanın dört bir yanında gerçekleşen yüzlerce olaylar bu görüşlerinin haklı olduğunu doğrulamıştır.

Aslında, kıyamet fikri tüm asırlar boyunca vardı, fakat günümüzdeki 14. asırda özellikle önemlidir ki, müellif içinde bulunduğumuz zamanın kıyametten hemen önce yaşanacak olan 100 yıllık bir dönem olduğunu cifir ve ebced ilimleriyle ortaya koyup detaylı olarak eserlerinde isbat etmiştir. Örneğin, bu fikir tarih içerisinde de pek çok yazılı eserde veya sanat eserinde gizli olarak vardı ve o zamanlar henüz erken olduğu için açığa çıkmamıştı. Örneğin, Vivaldi’nin 4 mevsim konçertosunun son bölümü olan Winter (kış) senfonisini veya Muhiddin-i Arabi’nin beyitlerinin son kısımlarını veya Sheakspare’in bazı mısralarını incelediğinizde veya Rusya’daki 1917 devrimi ile 1789 Fransız ihtilali gibi önemli sosyal olayların bile Kıyamete bakan yönleri bulunabileceğini ve aslında buralarda, yani tarih içerisindeki hemen hemen tüm önemli olaylarda ve eserlerde kıyamet fikrinin gizli bir şekilde yer aldığını görürsünüz. Televizyonu açtığınızda, seyrettiğiniz bir ölüm haberinde veya İnternette izlediğiniz kıyameti ilgilendiren bir video görüntüsünde veya iklim değişikliği haberinde de yine Kıyamet Gerçekliğinin bir işaretini görebilirsiniz. Dolayısıyla, ancak günümüzde açığa çıkması gereken bu geniş ilim, iman-ı tahkikinin en önemli kutbunu teşkil eder. Hatta, Rasululah’ın (S.A.V) bu kadar çok kıyametle ilgili hadis bildirmesinin bir sebebi de budur.

Bu yüzden, Kıyamet Gerçekliğindeki bazı parçalar 1-2 sayfa gibi kısa olabilirken; bazıları da 300-400 sayfa gibi geniş bir yer kaplar ve geniş bir hakikatin aslında çok önemli olan bazı sonuçlarını gösterir. Bu sonuçlar, sıradan gibi görünmesine rağmen, Kıyamet açısından oldukça önemli ilmi deliller taşır. Örneğin, Birleşik alan teorisi (Cem’ul İzafiye) isimli eserdeki pek çok matematiksel ifade ve formülasyon bu dille yazılmış ve konuyla ilgili müteşabih ayetleri açıklayan sembolik kapalı bir anlatım içerir ki, bu tarz bir ifade şekli daha önce yazılmış hiçbir Fizik ya da Matematik kitabında bulunmamaktadır. Bununla birlikte, Kıyamet gerçekliği külliyatı Kur’an’daki tüm ayetleri açıklamaya yönelik bir eser değildir. Sadece günümüze bakan ve iman-ı tahkiki açısından önem teşkil eden ve müteşabihattan sayılabilen yaklaşık üçte birlik bir kısmını teşkil eden 2222 ayetini tefsir eder ve aynı zamanda bu sayının kıyametin kopma tarihiyle çok sıkı bir ilişkisi olduğunu cifir hesabıyla ortaya koyar. Kıyamet gerçekliği külliyatının Fatiha’sı veya Başlangıcı olarak sayılabilecek olan bu 129 parçadan oluşan altı temel eserin sayfa ve bölüm sayısına göre dağılımı aşağıdaki gibidir:

 

Te’lif Yılı

Eserin İsmi

Sayfa/Fasikül (cüz) Sayısı

Bölüm Sayısı

2006

Kıyamet Gerçekliği (Hakikat-ul Uhreviye)

526 / 33

22

2007

Birleşik Alan Teorisi    (Cem-ul İzafiye)

736 / 46

11

2008

İsevilik İşaretleri (İşarat-ul İseviye)

576 / 36

12

2009

Yaratılış Gerçekliği- (Kevn-ut Tekamül)

1476 / 92

11

2010

Aşk-ı Mesnevi- Sonsuz Aşk (Mesneviye-i Uhreviye)

400 / 25

40

2011

Zamanın Sahipleri  (Sahib-üz Zaman)

176 / 11

33

2012 Hanımlar için Din Rehberi & Temel İslami Bilgiler (Murşid-ul Nisa) 352 / 22 2
2013 Eskilerin Masalları (Esatir-ul Evvelin) 464 / 29 22

Toplam

8 Eser

4722 / 294

153

Hem mesela yine, ihtiyarsız olarak hesapladım ki, Kıyamet Gerçekliği’nin ilk eserlerinin 2002-2012 tarihleri arasındaki 10 senelik bir zamanda ve başlangıcı ve mukaddimesi olarak, yazılan kitap haline getirilmiş toplam 6 adet parçasının yekunu 3650 sayfa olup, bu da 1 yıl 365 gün olmak üzere toplam 10 senelik 3650 güne denk geliyor. Yani, bu da günde tam tamına 1 sayfa yazdırılmasına kuvvetle harika bir işarettir. Hem aynı zamanda kıyamet çağında olmamız sebebiyle, külliyatın şimdilik ortaya çıkan bu sayfa sayısı, 2012 yılındaki güneş sistemindeki 10. gezegen olan Marduk gezegeninin yörünge periyodu olan 3650 yıllık büyük zaman döngüsüne denk gelir ki, demek ki buradan anlaşıldı ki, Kıyamet Gerçekliği ahir zamandaki sırf kendi zamanına bakmayıp, Zamanın Sahibi olmasının bir sırrı sebebiyle,  önceki asırlara ve genel olarak Zamanın Hakikatine ve mühim semavi hadiselerin zaman periyotlarına de bakıyor ki, Büyük Kıyamete doğru gelişen olaylar zincirlerinin sırları ve İncil’de de bahsedildiği gibi Hz. İsa gelmeden evvel, ona zemin hazırlamak için kapalı mühürler bir bir açıldıkça, Kıyametin ve Zamanın hakikatini iman-ı tahkikinin iki kutbuna kuvvetle bakacak şekilde remzen işaret edip isbat ediyor ki, Zamanın Sahipleri (Sahib-üz Zaman) isimli kıymetli eserim bu meseleyi tam isbat ederek, Kur’anda’ki ve diğer ilmi kaynaklardaki kıyamet gerçekliğine yapılan işaretleri isbat etmiştir.

"Not: Kıyamet gerçekliği külliyatı'nın toplam eser, sayfa sayısı 2014 yılında (kalan 19 cüz de yazıldığında); toplam 313 cüz ve 313*16= 5000 sayfaya hitam olduğunda, O'nun  askeri hükmündeki 313 talebesi'nin bir sırrı da ilmen ortaya çıkmış olacaktır.."

Demek ki, buradan anlaşıldı ki, Kıyamet Gerçekliği sıradan bir tefsir kitabı olmayıp, ahir zamanın şifreli meselelerini tahkiki bir şekilde isbat eden ve zamanın yaklaşık 200 yıllık geniş bir dairesine bakan bir tefsir-i hakikidir..

"Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Zamanın asıl Sahipleri, Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.."

B. Said Nursî, sikke-i tasdik-i gaybi, sf:144

KIYAMET GERÇEKLİKLERİ TARİHTE İLK KEZ BU KADAR NET AÇIKLANIYOR

{Hem de tüm pozitif bilimlerin konuya bakan tahkiki yönleriyle}

Ayrıca, tüm bunlardan başka, Kıyamet gerçekliği'nin her yıl yazılan her bir parçası, alelade, sıradan bir eser olarak diğer eserler gibi kaleme alınmayıp; o eserin ele almış olduğu ilmi konuda dini sahada tahkiki (üstün akademik bir ilmi araştırma metodolojisine dayalı) surette, belki de kendisinden önceki yazılı tarihte eşine rastlanmayacak bir tarzda ve üslupla, tarihte belki de kıyamete yönelik hiç değinilmemiş yönleriyle bazı meseleri ilk kez ele alır. Mesela, Külliyatın ilk ve en önemli parçası olan, Kıyamet Gerçekliği'nde Hz. İsa'nın gelişi, Hz. Mehdi'nin gerçek zuhuru, güneşin batıdan doğması ve Deccal ve inkarcı fikir sistemini (Kaos teorisi) ilk kez detaylı olarak ele alınması gibi değil türkiye ve islam tarihinde belki dünya tarihinde önemli bir yer tutan ve ilmi literatürdeki kainatın yaratılış tekamülünün en önemli sonuç meselelerini daha önceki hiç bir eserde değinilmemiş bir tarzda ele alarak tam çözümler getirir ve meseyi tam olarak isbat eder. Hem yine, aynı şekilde mesela Birleşik Alan Teorisi (Cem-ul İzefiyye) içerisinde ele alınan ve kainatı yöneten hikmet yasalarının tek bir çatı altında toplanabilmesi ve açıklanabilmesi meselesi de yeni bir mesele değildir, ta Eski Mısırdan Romaya ve oradan ortaçağın aydınlanmacı pozitif bilim felsefelerine ve oradan da günümüzün modern biliminin en önemli iştigal konusu olarak merkeze oturan belki 3000-4000 yıllık bir ilmi mesele olarak çözüm beklemektedir ki, İşte birleşik alan teorisi bu halli oldukça güç olam meseleyi de modern bilimin matematiğin ve geometrinin gelmiş oldukları ve literatürdeki konuya en çok yaklaşan alimlerin görüşlerinden hareket ederek en gerçekçi ve kainatın ta ilk başlangıç anından günümüze kadar ne şekilde yaratılmış olduğunu, hangi kevni ilmi kanunlar tarafından yönetildiğini, Matematik ve Fizik lisanıyla ve ilgili Kur'an-ı Hakim'in müteşabihatını kullanarak, belki Aristo ve Platon'dan beri daha detaylı bir şekilde, tüm ilim ehline ders verecek bir tarzda ve onların ilmi seviyesine meydan okuyarak ve hemen hemen hepsini ilzam ederek, görenlerce de ilmen ve aklen ilan, iz'an ve isbat ediyor. Hem mesela yine, İşarat-ul İseviyye (isevilik işaretleri) isimli hakiki iseviliği (Hz. İsa'nın din-i hakikisi) tesis etmek için mühim bir adım olarak yazılan eserimiz, o derece akla yakın ve gerçek tarihi belge, harita ve bilgilerden yararlanarak ve Kutsal Kitaptaki ve Kur'andaki konunun ilmi yönüne ışık tutan meselelerini birleştirerek ve ortak yönlerini çözümleyerek ilan ve isbat eder ki, şirkin iseviliğin bozulmuş hali olan Hristiyanlığa dahil olmasıyla başlayan teslis ve rububiyyet unsurlarını tam analiz ederek hakiki iseviliği dejenere eden ve yaklaşık 2000 yıldır devam edegelmekte olan küfrün belini kırıyor, ilk kez Logos ve Epikürcü felsefelerin iseviliğin ve Hz. İsa'nın getirmiş olduğu hakikati nasıl değiştirmiş olduklarını tarihi belgelerle eski romaya kadar uzanarak, ele alıyor ve hatta belki de ilk kez pozitif bilimlerden yararlanarak Tarih ve Coğrafya lisanıyla tüm ilim ehline ve dünyaya hakiki iseviliği ve hristiyanlığın gerçek tarihini belgeleriyle açıklayarak İncil ve Tevrattaki teslis inancı içeren ifadelerle Allah'ın birliğini ifade eden ayetleri geniş bir şekilde belki de tarihte ilk kez tamir ederek, bu kutsal metinleri de (Tevrat ve İncil) Kur'an-ı Hakim'in konuyla ilgili gerçekliğine en iyi şekilde karşılaştırmalı olarak yakınlaştırmaktadır. Eser, Özellikle incil kaynaklı şirk unsurlarını incilin neredeyse tamamını ayet ayet gerçeğe yakın bir şekilde tefsir ederek ve düzelterek ilerliyor. Fakat, müellif bu yöntemi tüm kutsal kitabın tamamına da uygulamak üzere ve amacında bu esere başlamasına rağmen; sadece tevrat'ın ilk beş kitabını düzeltmekle kalmış ve burada Kutsal kitabın tamamını bir düzeltme çabası içerisine girmişse de, bunu tamamlayamamıştır ve inşallah ileriki bir tarihte ya kendisi veya kurulan bir İncil-Kutsal Kitap-Kur'an ortak yorumlama komisyonu, ileride isa mesih'in ikinci gelişiyle yeşerecek ve tam manasıyla açıklanacak olan bu meseledeki projeyi ve düzeltme çalışmasını tamamlayacaktır. Hem yine benzer şekilde, iki ciltten oluşan ve modern Biyokimya ve Astrofiziğin gelmiş olduğu son noktalardaki verilerden yararlanarak yaratılışı ve kainatın ve canlıların oluşumunu açıklayarak evrim teorisi ile yaratılışı belki de tarihte ilk kez ortak ve karşılaştırmalı ve soru-cevaplı bir tarzda ele alan iki ciltten oluşan dev eser Yaratılış Gerçekliği-I ve II (Kevn-üt Tekamül) isimli eser de benzer şekilde bir metodolojiye ve tarihsel süreçteki tüm biyoloji eserlerinin üzerinde bir ilmi seviyeye sahiptir. Öyleki toplam iki ciltte yaklaşık 1476 sayfadan oluşan eser, yaratılış gibi komplike ve karmaşık ve anlaşılması çok güç olan ilmi bir derin meseleyi, yaratılışın ve biyolojik ve biyokimyasal mekanizmaların ve hücrenin en küçük parçalarının detaylandırılmış ve yaklaşık 1000 adet grafiksel resimlendirilmiş  görsel kaynaklarla ve destekli ve herbiri bir makale değerindeki yaklaşık 100 parça ilmi yazılarla birlikte tam isbat etmekte ve yaratılış karşıtı fikirleri, kendi yöntemleriyle belki de tarihte ilk kez bu denli güçlü bir şekilde ele aldığı derin ilmi metodoloji ile susturmaktadır. Veyahutta hakeza yine, diğer sonraki tarihlerde kaleme alınan ve halen oluşturulan Mesneviyye-i Uhreviyye tasavvufla pozitif bilimleri ilk kez birleştiren ve Mesnevideki aşk kavramını ilk kez bu kadar detaylı ele alan ve tam manasıyla ilahi aşkın sırlarını anlatırken; bir sonraki eserimiz Sahib-üz Zaman (Zamanın sahipleri) gibi 176 sayfalık görece diğerlerinden küçük olmasına rağmen, 66 pencere halinde Kur'an-ı Hakim'in penceresinden geçmiş ve gelecek zamanlara ve sahiplerine o tarzda bakmaktadır ki, ta 2000-2500 yıllık tarihin derinliklerinde kalmış kapalı meselelerden ve daha önce ilmi literatürde hiç bahsedilmemiş olan Zülkarneyn'den ilk kez haber verirken; birden yaklaşık 200 yıl sonraki kıyametin sürecinde yaşanacak gaybi meseleleri de aynı gayb-aşina gözleriyle müşahade ederek harika bir tarzda açıklamakta, ve bu denli kısa paragraflar içerisinde üstün bir belagatla, kısa ve özet halindeki i'cazlı cümlelerle mükemmel bir tarzda ilan ve isbat etmektedir, hatta değil belki ilim ehlini, kullandığı kuvvetli cifir ilmi ve hesaplamalarıyla ayata ilişkin gayb bilgilerini, belki kör veya sağır olanlara dahi kıyametin ve Ahir Zamanın ve KIYAMET'in mühim gerçekliklerine ikna ve isbat etmektedir. .      


Vesselam..


KONUYLA İLGİLİ İNGİLİZCE KAYNAK KİTAPLAR -RELATED TOPICS OTHER ENGLISH BOOKs- RELIGION BOOKs: Religion Books BIOGRAPHY BOOKs: Biographies & Autobiographies ART&PHOTOGRAPHY BOOKs: Art & Photography Books MEDICAL BOOKs: Medical Books ARTHITECHTURE BOOKs: AbeBooks - Architecture Books MIND&SPIRITUAL BOOKs: Body, Mind & Spirit Books HISTORY BOOKs: History Books EDUCATION BOOKs: Education Books NATURE BOOKs: Nature Books

Son Güncelleme (Pazartesi, 04 Kasım 2013 23:02)

 "I have always imagined that paradise will be a kind of library." Her zaman Cennet'in Kitaplardan oluşmuş bir çeşit kütüphane olduğunu hayal ettim.. - Jorge Luis Borges -
[GTranslate]
English French German Italian Portuguese Russian Spanish
Facebook Sayfamız
Arama
İSLAMİ BİLGİLER

 

Peygamberler Tarihi

Siteye Üye ol
Kimler Online
Şu anda 31 konuk çevrimiçi