Kıyamet Gerçekliği Külliyatı Tüm Kitap Marketlerde

Güneşin Batıdan Doğması ve Dabbet-ül Arz'ın Çıkışı


MAKALELER

V

GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI VE  

DABBET-ÜL ARZ’IN ÇIKIŞI

Bu önemli makale, ortaya çıkacak son iki büyük kıyamet alametini farklı bir bakış açısıyla açıklamaya çalışan kısa fakat kıyamet açısından çok önemli bir incelemedir..

Bu iki mesele oldukça geniştir. Fakat bu küçük makale burada konunun, açık isbatları verildiği için, Kur’an’daki açık ve kesin kanıtlarına dayanarak, kısa olmasına rağmen kıyamet açısından, büyük bir mesele olan Güneşin batıdan doğması ve Dabbet-ül arzın yerden çıkışı hadiselerinin ikişer adet önemli hakikatini bildirir. Bu iki büyük kıyamet alametinin ortaya çıkması, arka arkaya ve birbirine yakın zaman aralıklarıyla (Hz. İsa’nın nuzulü ve hemen ardından Deccal’in ortaya çıkışı gibi) olacağından ikisini birlikte ele alacağız.

Kur’an‘da Dabbet-ül Arz ile ilgili açıklamanın yer aldığı Neml Sûresinin 82. âyetinde:

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَإِذَا وَقعَ الَقَوْْلُ عَلَيْهِمْ اخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةُ مِنَ اْلاَرْضِ تُكلََمُهُمْ

أَنََّ الناَّسَ كَانُوبِاَيَاتنَا لاََيُوقِنُونَ

“Ve söz; üzerlerine çökeceğinde, onlar için, yerden bir yaratık çıkarırız ki bu; insanların göstergelerimize kesin olarak iman etmediklerini söyleyecektir. “        

{Neml, 82}

 âyetinin makam-ı cifrisi miladî  2064  tarihini veriyor ki bu tarih de  Dabbet-ül Arz’ın çıkış tarihine işaret ediyor ve başka bir te’vile ihtiyaç bırakmıyor. Bu tarih, diğer rivayetlerle de tam örtüştüğü için âyetteki “Onlara yerden bir Dabbe çıkarırız”  ifadesi yerden çıkacak çok dehşetli bir hayvan türü veya virüse işaret etmektedir. Nitekim son zamanlarda yaşanan Kuş Gribi Virüsünün yayılması ve yerden çıkıp insanlara bulaşarak ölüme sebep olan Keneler Dabbet-ül Arz’ın çıkışını ispatlamaktadır. Bediüzzaman Hz.’leri de bu konuda benzer ifadeler kullanmıştır:

“Amma "Dabbet-ül Arz":

Kur'anda gayet mücmel bir işaret ve lisan-ı hâlinden kısacık bir ifade, bir tekellüm var. Tafsili ise; ben şimdilik, başka mes'eleler gibi kat'î bir kanaatla bilemiyorum. Yalnız bu kadar diyebilirim:

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ   

Nasılki kavm-i Firavun'a "çekirge âfâtı ve bit belası" ve Kâ'be tahribine çalışan Kavm-i Ebrehe'ye "Ebabil Kuşları" musallat olmuşlar. Öyle de: Süfyan'ın ve Deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve  dinsizliğe, küfr ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zîr ü zeber edecek. Allahu a'lem, o dabbe bir nev'dir. Çünki gayet büyük birtek şahıs olsa, her yerde herkese yetişmez. Demek dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak.

اِلاَّ دَابَّةُ اْلاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَأَتَهُ    Belki,

âyetinin işaretiyle, o hayvan dabbet-ül arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek. Mü'minler îman bereketiyle ve sefahet ve su-i istimalâttan tecennübleriyle kurtulmasına işareten, âyet îman hususunda o hayvanı konuşturmuş. “

{Şuâlar, 5.şuâ} 

Dabbe (دابَّة ): Hayvan, Böcek(Haşerat), Yavaş yavaş hareket eden, Debelenen, Emekleyen, Sessiz ve yumuşak şekilde yürüyen/ilerleyen, Hastalık veya Hamrın (tüm uyuşturucuların) vücuda ağır ağır sirayet/etki etmesi.......vs

Her zaman yaptığımız (sabit) metot ile önce ilgili ayetleri inceleyelim. Kendimiz (banal, egosal) fikir üretmek yerine ayetlerin verdiği fikir/ip uçlarına objektif bir şekilde bakalım:

 

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

 

27/82- *Ahd edilen/Emredilen/Söylenen başlarına geleceği/vuku bulacağı zaman, yerden/yeryüzünden/Arz'dan bir dâbbe çıkarırız ki; onlara insanların âyetlerimize TAM/Kesin iman etmemiş olduklarını söyler.

 

*(قَوْلُ)Vâd/Ahd edilen/Emredilen/Söylenen ==> كلمة . أمر . نبأ . رسالة . القَوْل . وَعْد . عَهْد

27/82. Ayette; Öncelikle bilinmesi gereken şudur ==> Allah'ın olacağını AHiD ettiği = insanların başlarına gelecek olan şey nedir? Ayeti en doğru şekilde anlamak için; *Siyak ve Sibakına bakalım:

فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ

27/79- O halde sen Allah'a tevekkül et. Şüphesiz ki sen, apaçık bir hak üzerindesin.

 

إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ

27/80- Şüphesiz ki sen, ölülere işittiremezsin, sırtını dönüp giden sağırlara da daveti işittiremezsin.

 

وَمَا أَنْتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ إِنْ تُسْمِعُ إِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ

27/81- Sen körleri sapıklıklarından çevirip hidayete getirecek değilsin. Ancak kim âyetlerimize iman etmişse (onlara duyurabilirsin). Onlar müslümanlardır.

 

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

27/82- Ahd edilen/Emredilen/Söylenen başlarına geleceği/vuku bulacağı zaman, yerden/yeryüzünden/Arz'dan bir dâbbe çıkarırız ki; onlara insanların âyetlerimize TAM/Kesin iman etmemiş olduklarını söyler.

 

وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِمَّنْ يُكَذِّبُ بِآيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ

27/83- Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanları gurup gurup toplayacağımız mahşer gününde, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevk edilirler.

 

حَتَّى إِذَا جَاءُوا قَالَ أَكَذَّبْتُمْ بِآيَاتِي وَلَمْ تُحِيطُوا بِهَا عِلْمًا أَمْ مَاذَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

27/84- Nihayet (oraya) geldikleri zaman (Allah) der ki: "Siz benim âyetlerimi, ilmen (ne olduğunu) kavramadan yalan saydınız öyle mi? Yoksa yaptığınız başka neydi?"

 

وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنْطِقُونَ

27/85- Yaptıkları haksızlıktan dolayı, o söz/ahd gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar.

 

Buradan açık seçik anlaşılıyor ki bu qawl/söz/ahd...den kasıt, kıyametten başka şey değildir. Sıra geldi "Dabbet-ül Arz"ın Kur'an verisine göre nasıl anlaşılması gerektiğine. Yukarıda kelime anlamları itibarıyla hangi manalara geldiğini belirtmiştik. Asıl amacımız bu anlamlar arasında Kur'an en çok veya tamamen hangi anlamı ön plana çıkarmış, buna bakmak....

وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ ءَايَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ

45/4- Sizin yaratılmanızda ve yeryüzüne yaydığı dabbeden toplumlar için, TAM/Kesin ayetler/ibretler vardır.

Bu ayette Allah açıkça insanları diğer canlılardan/dabbe den (omurgalı-omurgasız-tek hücreli..vs) ayırdığını görüyoruz. (Sizin.......dabbe......)

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ

6/38- Arz'daki dabbeden ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan hiç bir tanesi yok ki; sizin ümmet/topluluğunuz gibi emsal teşkil etmemiş olsun. Biz Kitap'ta tefrit (ölçüsünden eksik) olabilecek şeyden bırakmadık. Sonra hepsi toplanıp Rabb'lerine haşrolurlar.

....Topluluk/ümmet yönüyle SIZIN gibi dendiğine göre, yine Allah burada dabbe canlısı ile insanı ayırıyor.

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

24/45- Ve Allah tüm dabbeyi sudan yarattı. Kimileri karnı üstünde sürünür, kimleri iki ayağı üstünde yürür, kimileri ise dört ayağı üstünde yürür. Allah neyi dilerse (onu) yaratır. Kuşkusuz, Allah her şeye kadirdir.

İnsanın yaratılışının çamur/topraktan (salsal) olduğunu biliyoruz. O halde Allah: ...Allah tüm dabbeyi sudan yarattı....sözüyle insanları ile insan dışındaki yeryüzü canlılarını ayırdığını anlıyoruz.

 

وَكَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

29/60- Kendi rızklarını yüklenemeyen/elde edemeyen nice dabbe vardır ki; Sizin de onların da rızkını Allah verir. Ve O, her şeyi işitir, her şeyi bilir.

Keza burada da aynı ayrım var: .....nice dabbe vardır ki; Sizin........

فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَى مَوْتِهِ إِلَّا دَابَّةُ الْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَأَتَهُ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ أَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهِينِ

34/14- Sonra onun ölümüne hükmettiğimizde, onlara onun ölümünü sezdiren olmadı, ancak, arzın/yerin dabbesi dayandığı asasını yiyordu. Bu sebeple yere yıkıldığında beyan/belli oldu ki; şayet cinler gaybı bilseler idi, alçaltıcı azapta bekleyip durmazlardı.

 

Bu ayette de yerden bir canlının Hz. Süleyman'ın asasını kemirdiği/yediği (تَأْكُلُ مِنْسَأَتَهُ asasını yiyordu) açıkça anlaşılıyor.

Peki asayı(Ağaç/ahşap) ne yer? Ya ağaç kurdudur ya da güve cinsi bir böcek. Her ne ise burada dabbenin türü/cinsi mevz-u bahis değil. Bir hakikatin ispatı için illa bir insanın lisan ile konuşması gerekmiyor. Bakınız burada Hz. Süleyman'ın asasını yiyen dabbe hal/beden dili ile cinlere lamı-cimi aması-maması-pürüzü olmadan NET bir biçimde neyi ispat ediyor .....yere yıkıldığında beyan/belli oldu ki; şayet cinler gaybı bilseler idi, alçaltıcı azapta bekleyip durmazlardı. Çünkü bu cinleri Hz. Süleyman ağır taş işlerinde bina yapımında kullanıyordu ve Hz. Süleyman'ın vefatı ile özgür kalıp ağır ve alçaltıcı işten kurtulmuş olacaklardı.

Yani diğer bir deyiş ile özgürlük için Hz. Süleyman'ın ölmesi lazımdı/bekleniyordu...Ama asasında yaslanır şekilde vefat etmiş olması zahiren bakıldığında yaşıyor hissi verdiğinden cinler onun ölmüş olduğunu anlayamadı. Tâ yerdeki dabbe gelip asayı yiyip kırılmasına ve Hz. Süleyman'ın yere yıkılmasıyla anlayabilmişlerdir. Böylece dabbe Allah'ın "La Yeğlemu men fi-s semawati wel erda ğaybe illallah=Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilemez!) sözünü inanmayanlara yaqin olmayanlara ispat etmiştir.

O halde DABBE'nin hem insan haricindeki canlılar için kullanılmış olması...Hem de Hz. Süleyman olayı ile Allah'ımızın bize örneksediğini baz alırsak; yaşadığımız yüzyıl içinde ve sonrası için "Dabbet-ul Arz" tanımı çerçevesini çizmiş oluyor. Şöyle ki:

Aynen dili olmamasına rağmen, Hz. Süleyman'ın asasını yemesi vesilesi ile ORTAYA KOYDUĞU OLAY/DAVRANIŞ ile adeta dile gelerek, Allah'ın sözünü/ayetini ispat eden dabbe gibi.....Aynen onun gibi...Belki bir omurgalı ve bilmediğimiz bir tür, belki yeni bir virüs, belki yeni bir bakteri (belki de İNSAN ETİ YİYEN VE YOK EDEN BİR BAKTERİ TÜRÜ, VİRÜS GİBİ v.b.), belki genetiği değişmiş başka bir böcek....her ne ise bu kısmını Allah bilir. Ortaya koyacağı olay ile eleştiriye mahal bırakmaksızın Allah'ın ayetini/ayetlerini izhar ederek muhatabı olan insanlara mesajını NET bir şekilde izah etmiş olacak.

Yoksa bir alim/illim/bilim/ adamının ayetleri bilimsel yönüyle açıklaması misaller getirmesi değildir. Bunu yapana "Dabbet-ul Arz" veya "Dabbet" denemez. Çünkü yapılan iş ortada....nedir? Ayetleri açıklıyor....O halde bu kişiye ya müfessir denir ya da alim adayı........

Çünkü hz Süleyman'ın olayındaki dabbe ile ayetleri bilimsel olarak açıklayan alim adayının yaptıkları şeyler aynı şeyler değil. Peki Neden?.... siz ayetler konusunda dilediğiniz kadar emsalsiz misal getirin.... İnanmayan yine inanmıyor ve inanmayacak da... Ama Kur'anın örneksediği dabbe de durum farklı..Çünkü dabbe nin vesilesi ile vuku bulacak olay/hal dili ile anlatım..yoruma veya itiraza mahal bırakmayacak çıplaklıkta olacaktır. Hiç kimsenin bunu inkar etmeye delili/tutanağı kalmayacaktır.

Akıllı insanların veya Kur'an ehlinin; "Dabet-ul Arz" konusunda tutumu şu olamaz => "Bence dabbe tul arz şu hayvandır...bence dabbe tul arz falanca kişidir.....bence dabbe tul arz televizyondur...bence dabbe tül arz bilgisayardır....bence dabbe tül arz gelecekte bir robottur, bence dabbe tul arz.............vs."

Bunların hepsi yanlış ve üzerine düşülmemesi de gerekir bence...Peki Neden?

1. Allah bu konuda (dabbenin kimliği) bir bilgi vermemişse neden üzerine düşülsün.

2. Kimlik değil içerik önemli ki, o içeriği Allah da vermiş ve hatta örneksemiştir.

 

GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI

Güneşin batıdan doğması ise, kıyametin büyük alametlerinin sonuncusu olduğu için ve bu olayın gerçekleşmesi ile birlikte tevbe kapısı kapandığından dolayı önemli bir astronomik hadisedir. Kur’an’ da Tekvir sûresinin 1. âyeti üstü kapalı olarak bu olaya işaret etmekte ve güneşin yörüngesinden ayrılmasından bahsetmektedir:

 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ 

“Güneş, yörüngesinden ayrıldığında.”                      

                                             {Tekvir, 1}

âyetinin makâm-ı cifrîsi miladî 2065 olup, bu tarihte güneşin batıdan doğacağını haber veriyor. Tevbe ve iman kapısının kapanmasına sebep olan bu hadisenin gerçekleşeceğini 11 senede bir meydana gelen güneşteki patlamalar ve Astroid’lerin (Göktaşı) gezegenlere çarparak büyük tehlikelere sebep olması gibi göksel olaylar göstermektedir. Fakat böyle büyük çaplı bir olayın gerçekleşebileceğini ve mümkün olduğunu ispat eden iki teori vardır:

BİRİNCİSİ

Dünya dışında başka bir gezegenin veya bir kuyruklu yıldızın dünyaya çarparak yörüngenin dönme yönünün değişmesi ve batıdan doğuya doğru olan dönme yönünün doğudan batıya doğru yön değiştirmesi.

Böyle büyük bir felaket, dünyada büyük yıkıma ve canlı ölümlerine sebep olacağı gibi böyle büyük bir sonucu da getirebilir. Nitekim geçtiğimiz yıllarda Jüpiter gezegenine böyle bir kuyruklu yıldızın çarpmasıyla gezegenin dönme hızında azalma meydana geldiği tespit edildi. Ayrıca Bediüzzaman Said Nursî Hz.’ leri de Risale-i Nur’da bu konuya değinerek şöyle açıklama getirmektedir:

“Amma Güneş'in mağribden tulûu ise, bedahet derecesinde bir alâmet-i kıyamettir. Ve bedaheti için, aklın ihtiyarı ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir hâdise-i semaviye olduğundan tefsiri ve manası zâhirdir, tevile ihtiyacı yoktur. Yalnız bu kadar var ki: Allahu a'lem, o tulûun sebeb-i zâhirîsi: Küre-i Arz  kafasının  aklı   hükmünde   olan   Kur'ân  onun   başından çıkmasıyla zemin divane olup, izn-i İlahî ile başını başka seyyareye çarpmasıyla hareketinden geri dönüp, garbdan şarka olan seyahatını, irade-i Rabbanî ile şarktan garba tebdil etmekle Güneş garbdan tulûa başlar. Evet arzı şems ile, ferşi arş ile kuvvetli bağlayan hablullah-il metin olan Kur'anın kuvve-i cazibesi kopsa; küre-i arzın ipi çözülür, başıboş serseri olup aksiyle ve intizamsız hareketinden Güneş garbdan çıkar. Hem müsademe neticesinde emr-i İlahî ile kıyamet kopar diye bir te'vili vardır. “

                                                                            {Şuâlar, 5.şuâ} 

İKİNCİSİ

Güneşten çıkan bir ışın demetinin, bir Karadelik (Corn Hole) yakınından geçerken geliş doğrultusunda yansıyarak tekrar güneş sistemine dönmesi ve dünyanın batı ufkunda belirerek sabit olarak kalması.

Böyle bir durumda gökyüzünde ikinci bir güneş görüntüsü oluşur ve sanki batı yönünde sabit ve hareket etmeyen ikinci bir güneş daha belirdiği gözlenir. Bu olay, astronomi ve ışığın optik kırılması kuralları çerçevesinde gerçekleşmesi mümkün bir fizik hadisesidir ki açıklamak için karadeliklerin yapısını incelersek ve olayın gerçekleşmesini geometrik çizimlerle tasvir edersek bunu görebiliriz. Bilindiği gibi karadelikler çok büyük kütleli, çok küçük hacimli, yakınından geçen ışığı dahi yutabilen ve ışık yaymadıkları  için gözlemlenemeyen ancak matematiksel olarak varlıkları ispatlanabilen noktalardır. Bir nevî  Bekâ Âlemine ve Âhiret menzillerine açılan Gök Kapıları (Bâbüssemâ) oldukları Modern Fizik İlmince ispatlanmış B’nin noktalarıdır. Kainatın birçok yerinde, özellikle galaksilerin ve Dünya’nın merkezinde de yer alan bu noktalar dev yıldızları ve galaksileri dahi yutabilmektedirler. Fakat Karadeliğin merkezine belli bir mesafe uzaklıktan gelen ışın demetleri yutulmamakta ve yansıyabilmektedir. Yani güneşten 3-4 milyon yıl önce çıkan bir ışın demeti bir karadelikten yansıyarak dünyaya ulaşabilir. Bunun matematiksel ispatını şöyle yapabiliriz:

Bir uçurumdan aşağıya fırlatılan bir taş örneğinde olduğu gibi kütle çekim alanı içinde düşen bir ışın demeti de enerji kazanır ve gittikçe hızlanır. Kütle çekim alanından kurtulabilmek için ışın demetinin “Kinetik Enerjisi “  adı verilen ilk güneşten çıkma enerjisinin; Kütle Çekim Potansiyel Enerjisiadı verilen, ışın demetinin kütle çekim alanı içinde düşerken kazanacağı enerjiden; büyük olması gerekir. Kütlesi M ve Yarıçapı R olan bir karadelikten kurtulma yarıçapını hesaplarsak:

 

Birim kütleye sahip olan ışın demetinin GM/R olarak ifade edilen kütle çekim potansiyel enerjisini v2/2 [v=c (ışık hızı)] olarak yazılabilen kinetik enerjisine eşitlersek:

         

GM/R=c2/2 

 

RKD=2GM/c2

Elde edilerek kurtulma yarıçapı bulunmuş olur.                                                          

Yani içinden hiçbir şeyin kaçamayacağı Karadelik Yarıçapı budur. Buna “Schwarzschild ” yarıçapı da denmektedir ve bu yarıçap güneş kütlesine sahip bir cisim için yaklaşık bir buçuk kilometre civarındadır. Yani sonuç olarak şunu diyebiliriz: Güneşten çok uzaktaki bir karadeliğin bir buçuk kilometre yakınından geçen bir güneş ışığı, yansıyarak tekrar dünyaya dönebilir ve bu görüntü sabit olarak orada öylece bekler ve bu da batıdan doğmuş ikinci bir güneş izlenimi verir...

 

Vesselam..

Allahu a’lem.

En doğrusunu Allah bilir...

 

 


KONUYLA İLGİLİ İNGİLİZCE KAYNAK KİTAPLAR -RELATED TOPICS OTHER ENGLISH BOOKs- RELIGION BOOKs: Religion Books BIOGRAPHY BOOKs: Biographies & Autobiographies ART&PHOTOGRAPHY BOOKs: Art & Photography Books MEDICAL BOOKs: Medical Books ARTHITECHTURE BOOKs: AbeBooks - Architecture Books MIND&SPIRITUAL BOOKs: Body, Mind & Spirit Books HISTORY BOOKs: History Books EDUCATION BOOKs: Education Books NATURE BOOKs: Nature Books

Son Güncelleme (Cumartesi, 15 Aralık 2012 08:19)

 "I have always imagined that paradise will be a kind of library." Her zaman Cennet'in Kitaplardan oluşmuş bir çeşit kütüphane olduğunu hayal ettim.. - Jorge Luis Borges -

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

[GTranslate]
English French German Italian Portuguese Russian Spanish
Facebook Sayfamız
Arama
İSLAMİ BİLGİLER

 

Peygamberler Tarihi

Siteye Üye ol
RSS {Siteye Abone ol}
Kimler Online
Şu anda 68 konuk çevrimiçi